Kendi ruhuna, yaradılışına, haline, merakına, alakasına, mesleğine, meşrebine, hangi isim veya isimler daha alâkadar ise o ismi veya isimleri bulmalı, onda ilerlemeli. O ismi veya isimleri bir nevî kendine İsm-i Âzam yapmalı

Bir âyette Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor: “İster Allah diye duâ edin, ister Rahmân diye duâ edin! Hangisiyle duâ etseniz, işte en güzel isimler O’nundur.”

Peygamberimiz (sav) bir gün bir adamın Cenâb-ı Hakk’a O’nu güzel bir şekilde medh ü sena ettikten sonra duâ ettiğini işitti. Adama; “Sen Allah’ı İsm-i Âzamıyla (en büyük ismiyle) çağırdın. İsm-i âzam öyle bir isimdir ki onunla Allah’tan ne istenirse Allah verir. Allah’a ne duâ edilirse Allah kabul buyurur.” dedi.İsm-i Âzam, en büyük isim demek olup, Cenâb-ı Hakk’ın bütün isimlerinin içinde gizlendiği ve bazı sevgili kullarına bildirdiği isimdir.

Cenâb-ı Hakk, hikmeti gereği Ramazan ayında Kadir gecesini; Cuma’da saat-i icâbeyi; kulları içinde velî kulunu gizlediği gibi isimleri içinde de İsm-i Âzam’ı gizlemiş. Böylece Ramazan ayında daima uyanık olup bütün Ramazan ayını ihyâ edelim, Cuma gününde bütün gün duânın kabul saatini arayalım ve isimlerinin hepsiyle duâ edelim. Eğer bu gizlenenler belli olsa idi, bütün Ramazanda değil sadece Kadir gecesinde ibadet edilirdi. Cuma gününün tamamında değil sadece saat-i icâbede duâ edilirdi. Bunun gibi İsm-i Âzam da belli olsa idi sadece o isimle duâ edilir, diğerleri unutulabilirdi.

Bununla birlikte Cenâb-ı Hakk’ın her bir isminin de âzami bir mertebesi var ki o mertebeye ulaşılırsa İsm-i Âzam gibi duâ kabul olunur. Ve o isim o kimse için bir nevî İsm-i Âzam olur.

Buna dair Barla Lahikasında Bediüzzaman Hazretleri şöyle der: “İsm-i Âzam gizlidir. Ömürde ecel, Ramazanda Leyle-i Kadir gibi, esmâda İsm-i Âzamın istitarının (gizlenmesinin) mühim hikmeti var. Kendi nokta-i nazarımda hakikî İsm-i Âzam gizlidir, havâsa bildirilir. Fakat her ismin de âzami bir mertebesi var ki, o mertebe İsm-i Âzam hükmüne geçiyor. Evliyaların İsm-i Âzam’ı ayrı ayrı bulması bu sırdandır. Hazret-i Ali’nin (ra) Ercûze nâmında bir kasîdesi Mecmuatü’l-Ahzab’da var. İsm-i Âzam altı isimde zikrediliyor.”

İnsanda Cenâb-ı Hakk’ın bütün isimleri tecelli eder. Fakat bir veya birkaç isim daha galip, daha baskındır. Her insan kendi ruh âleminde hangi ismi kendine daha yakın hissediyorsa veya merakı ve alakası daha çok hangi isme ise veya nasıl bir işle meşgülse o hale münasip ismi veya isimleri bulmalı. Belki o ismin veya isimlerin âzami mertebesine yetişmeli. Başka bir deyişle kendi ruhuna, yaradılışına, haline, merakına, alakasına, mesleğine, meşrebine, hangi isim veya isimler daha alâkadar ise o ismi veya isimleri bulmalı, onda ilerlemeli. O ismi veya isimleri bir nevî kendine İsm-i Âzam yapmalı.

Bediüzzaman hazretlerinin Yirmi Dördüncü Söz’deki şu izahı bu hakikati te’yid ediyor, destekliyor: “Çendan (gerçi) insan bütün esmâya mahzardır. Fakat kâinatın tenevvüünü (türlere ve çeşitlere ayrılmasını) ve melâikenin ihtilaf-ı ibadâtını (ibâdetlerinin farklılığını) intaç eden (gerektiren) tenevvü-i esmâ (isimlerin farklılığı), insanların dahi tenevvüüne (farklılığına) medar (sebep) olmuştur. Enbiyânın (Peygamberlerin) ayrı ayrı şeriatları, evliyanın başka başka tarikatları, asfiyanın çeşit çeşit meşrepleri şu sırdan neşet etmiştir (ileri gelmiştir). Mesela İsâ aleyhisselam sâir esmâ (isimler) ile beraber, Kadîr ismi onda daha galiptir. Ehl-i aşkta Vedüd ismi, ve ehl-i tefekkürde Hakîm ismi daha ziyade hâkimdir.”

Yine Bediüzzaman hazretleri Otuzuncu Lem’a’da şöyle diyor: “İsm-i Âzam herkes için bir olmaz, belki ayrı ayrı olur. Meselâ İmam-ı Ali Radıyallahü Anh hakkında; ‘Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddüs’ altı isimdir. İmam-ı Âzam Radıyallahü Anh’ın İsm-i Âzamı: ‘Hakem, Adl’ iki isimdir. Ve Gavs-ı Âzam’ın İsm-i Âzamı, ‘Ya Hayy!’dır. Ve İmam-ı Rabbanî’nin İsm-i Âzamı ‘Kayyum’ ve hâkeza. Pek çok zatlar daha başka isimleri, İsm-i Âzam görmüşlerdir.”

Gavs-ı Âzam Abdulkadir Geylani hazretlerinin mezardaki bir ölüyü ve yenilmiş bir tavuğu Allah’ın izniyle diriltmesi ve yine hayatta olduğu gibi vefatından sonra da tasarrufu devam etmesi, İsm-i Âzamının ‘Hayy’ ismi olmasından veya Hayy ismine mazhariyetinin daha çok olmasındandır.

Hz. Âişe’den şu hadis rivâyet edilmektedir: Resûl-i Ekrem (asm) bir gün bana: “Ey Âişe! Sen bilir misin? Cenâb-ı Allah bana İsm-i Âzam’ı bildirdi. İsm-i Âzam öyle bir şeydir ki Cenâb-ı Allah’tan ne istenirse verir.” dedi. Ben; “Ya Resûlallâh! Anam babam sana feda olsun. Öyle ise sen de bana bildir, dedim.” Bana; “Ey Âişe! O sana yaramaz” buyurdu. Bunun üzerine geri çekilip bir müddet oturdum. Sonra kalkıp başını öptüm ve tekrar: “Ya Resûlallah! Bana bildir” dedim.

Resûl-i Ekrem (asm): “Ya Âişe! Sana söylemem doğru olmaz. Çünkü Cenâb-ı Allah’dan herhangi bir dünyalık isteyemezsin” dedi. Bunun üzerine kalkıp abdest aldım ve iki rekât namaz kıldıktan sonra: “Allah’ım! Senden Allah isminle, Rahmân isminle, Berr ve Rahîm isminle, bildiğim ve bilmediğim bütün güzel isimlerinle beni mağfiret eylemeni ve bana merhamet etmeni dilerim” diye duâ ettim. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (asm) güldü ve: “Ya Âişe! Allah’ın İsm-i Âzam’ı senin sıralayıp söylediklerinin arasında vardı, buyurdu.”
(Hayatü’s-Sahabe)


Ey Allah’ım! İsm-i Âzam’ın ve bütün isimlerin hürmetine niyaz ediyoruz ki: Duâlarımızı, tevbelerimizi ve ibadetlerimizi kabul eyle. Âmîn.

İsm-i Âzam herkes için bir olmaz, belki ayrı ayrı olur. Meselâ İmam-ı Ali Radıyallahü Anh hakkında; ‘Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddüs’ altı isimdir.